13 Eylül 2018 Perşembe

Ben Geldim .


Koskoca 2 ay olmuş , hatta 3 aya doğru gidiyormuş ama farkında değilmişim. Yaz nasıl bitti ben anlamadım. Gerçi çok fazla sevmem yaz aylarını ben ama yine de bu kadar çabuk geçmeseydi .
Bir yerde süründürdüğüm çelınç diğer yerde , 2,5 aydır okuduğum kitaplar , izlediğim diziler ve filmler var. Hangisinden nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama yine de bir deneyelim.

Öncellikle bu kadar bloğumu yere sermemin nedeni iş yoğunluğu ile birlikte , şu evlilik müessesi ile uğraşmam. Sakın tavsiye falan vereceğimi sanmayın. Çünkü yok , şaşkın bir tavuk gibi kim ne derse desin oraya koşuyorum ve onun doğru olduğuna inanıyorum. En sade , en yalın , en sıkıntısız yollara başvurmama rağmen sürekli bir şeyler çıkıyor , biriyle beraber yaşamaya başlamak bu kadar zor olmamalı. Kaldı ki 1,5 ay önce baktığım çamaşır makinesi 2 katı olmuş. Delirmemek mümkün değil şu ortamda.

En son yazıyı 6 Temmuz’da yazmışım o günden 2 gün sonra direksiyon sınavına girdim. 3.girişimde şahane bir komisyon üyesine denk geldim ve geçtim. Ama gel gör ki belgemi alamadım çünkü artık ehliyeti nüfus müdürlüğünden veriyorlar , o müdürlükler o kadar yoğun ki Temmuz’da geçtiğim ( BEN GEÇTİM) sınavın belgesini Ekim’de alabiliyorum , doğal olarak araba henüz kullanamıyorum. Bu arada ehliyet bana toplam : 3.000 TL’ye mal oldu. Bana zorla emniyeti güçlendirme vakfı diye bir şeye 25 TL bağış yaptırdılar. Bir de karayolları katkı payı var 150 TL ‘de o . Ne çok paradan bahsediyorum ya .

Ben daha fazla ekonomist gibi davranmadan size okuduğum kitaplardan bahsedeyim biraz , hepsinden değil ama en çok beğendiklerimden bahsedeyim. Şu son 2 ay içerisinde okuduğum kitapların sanırım en iyisi Değmez ve Aşıklar Delidir oldu.

Değmez , İsmail Güzelsoy’un kitabı , iş yerinden bir arkadaşım tavsiye etti. Iğdır’lı bir yazar İsmail Güzelsoy , benim aşina olduğum topraklardan , benim bildiğim ve içinde büyüdüğüm bir ortamdan yazıyor hikayelerini , bunca zaman nasıl okumadım bilmiyorum. Nasıl duymadım ama kalbimi 12’den vurdu.Değmez kitabı ile . Sonra tüm kitaplarını aldım tabi ki . Şu ana kadar , Hatırla ve Sincap diye 2 kitabını birden okudum. Kurgusu ve hayal gücü kendine hayran bıraktı. Özellikle Değmez , bir yazarın kaçarken , terk edilen ama fakat 6 yaşlının inatla gitmediği bir köyde mecburi konaklamasını anlatıyor. Ama nasıl anlatıyor kitap bittiğinde yine bir cafede oturup ağlıyordum.

Aşıklar Delidir ise canımın içi Ayfer Tunç romanı , kitap Şubat’ta çıktı çıktığı gibide aldım fakat okumaya kıyamadım Dünya Ağrısı’ndan sonra neredeyse 5 yıldır bekliyordum kıyamadım bir süre okuduğum zamanda doyamadım desem yeridir. Çok ama çok güzeldi.

Bunun dışında bir de Büşra Sanay’ın – Kardeşini Doğurmak kitabını okudum. Ben bu kitabı tavsiye falan edemem , insanı sarsan , yoran bir kitap , okunması gerekli mi ? Evet . Ensest konusu hakkında ülkemizde herhangi bir aydınlanma yok , kitap bir nebze fikir verip , ne yapmamız gerektiğini anlatıyor. Ama kitabı okuduktan sonra yazarın da dediği gibi  ; “ O tonton dedeler , gözünüze çokta tonton görünmüyor” . Hiçbir şeye veya kimseye eskisi gibi bakamıyorsunuz.

Dizi de çok izlememişim aslında . Top Of The Lake diye kısa bir dizi izledim , başrolüde Elizabeth Moss oynuyor , oynamıyor yaşıyor kadına aşırı hayranım ama aşırı 😊 . Dizi 12 yaşında bir kızın , gölde hamile bir şekilde bulunması ile başlıyor , ben gerçekten çok ama çok beğendim. Sonrasında da bu hayranlık beni bunca yıl sonra Mad Men izlemeye itti , ay bayıldım ne güzel dizi o öyle .

Sinemada da V. Yüzünden bir sürü Hollywood filmi izledim , sadece benim istediğim ve geçen hafta gittiğimiz çok sevdiğim bir yönetmen olan Yorgos Lanthimos’un filmi Köpekdişi. Aslında eski bir film ama ben gidememiştim. Uzun zamandır Pera sinemasına gitmemiş bünyeme iyi  gelsin diye gittim. Filmin üstüne çok konuşulabilir , ki çok konuştuk çok tartıştık ama derdini başka türlü de anlatabilirdin canım kardeşim neden uzattıkça uzattın . Bir de Kardeşini Doğurmak kitabında bahsi geçen Atlı Karınca filmini izledim . Kendisi bir Türk filmi ama derdini gözüne sokmadan , daha sessiz ve sarsıcı .










Valla durumlar böyle , bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum . Ay bir de Efki var , valla bir kere bir köpekle dalaştı ağzındaki kılcal damarları yırttı , bir dişini kırdı , bir de sinsi sinsi biz yokken sağa sola gevşeklik yapıp günde 2 paket salam yiyip yine alerji oldu. Aklıma gelen ilk vukuatları bunlar. Ay bir de annemin eve getirmeye çalıştığı bir kediyi zor aldık elinden gerzeğin. Ama yine de çok yakışıklı ve çok güze kurban olduğum. Bu da dün akşam yaptığı keyif. Efki ile ben hepinizi öperiz.


6 Temmuz 2018 Cuma

23. ve 24. Hafta

Ay öyle bakarak oturuyorum ekrana bir şeyler yazayım diye aklıma bir şey gelmiyor . Bu kadar boş biri değilim ben ama ne yapayım. Çelınçları yapayım bari dedim , zaten yavaş yavaş geriden gidiyorum. 2 hafta birden cevaplayayım.

23. haftamız ; gurur duyduğunuz bir şey hakkında yazın demişler , şimdi kendim de gurur duyduğum bir şey mi , yoksa genel gurur duyduğum bir şey mi anlamadım ikisini de yazayım. Kendimde gurur duyduğum tek özellik istikrarlı ( iki elimi birden havaya kaldırarak söyledim hamdolsun ) ve planlı programlıyım . Zaman zaman sıkıcı ve yorucu olsa da seviyorum bu huyumu. Genel olarak gurur duyduğum bir şey varsa da , o da öyle ya da böyle hayatta kalmayı, hem de hayatta gülerek kalmayı başarıyoruz. Devam ediyoruz. Ve halen daha inanıyoruz.Hangisini sorduklarını bilemedim 2 cevap birden yeter umarım.

24. hafta olarak bir pişmanlığımı belirteyim , çok var ya inkar edemem acayip pişman olduğum şeyler var , çok ders alan biri de değilim , yine aynı hataları yaparım , bir şey öğrenip  ders alana kadar olan bana olur. Tek bir olay anlatmam güç pişmanlık konusunda , ama olayların geneline vurursak çok güzel - mış gibi yaparım . Çok güzel kendimi kandırırım. Bu yüzden de çok pişman olurum. Uzun zaman önce bir söz verdim "bir daha kendimi kandırmam " diye ,  bakalım tutuyor gibiyim.

Kalpsiz bardaklar , pembe olmayan saklama kapları arama çalışmalarım devam ediyor . Başarılı olduğum şeyler var. Ama onda da sıkıntılarım var üzerinde Made in China veya India yazmayan şeyler arıyorum , Türkiye'de üretilmiş olsun istiyorum , üretiminde çalışan kişiler insani şartlar altında çalışsın istiyorum. Kumaşlar pamuklu olsun , ağaçlar özel çiftliklerde büyüsün istiyorum. Bir mobilya firmasına bunu sordum mesela telefonda , suratıma kapattılar , oradan çalışan birilerini bulmak istiyorum. Böyle yerler bileniniz varsa , haber verir mi acaba bana  ? Valla çok sevinirim.

Hepsinin dışında The Handmaid's Tale 'in 2. sezonunu izlemeye başladım , göğsümün üstüne film oturmuştu 1. sezonda  . 2. sezonda fenalıklar geçirdim , ağlamaktan öldüm. Bu sene  Margaret Atwood kitaplarının 3 tanesini okudum ve okuduğum en iyi kadın yazarların başında geliyor kendisi , kesinlikle geleceği görme yeteneği var bu kadının. Kitabı da diziyi de şiddetle tavsiye ederim.

Neyse efendim , Atwood denilince aklıma bu sene çekilen şu kısa film geldi . Sizi o filmle başbaşa bırakıp öperek uzaklaşıyorum.



29 Haziran 2018 Cuma

Biri Bana Türk Kahvesi Fincanı Getirsin

Lafa nasıl gireceğimi şaşırdım. Böyle söyleyince çok şey yazacağımı sandınız değil mi ? Ama yok.
Seçim enkazını üstümden atamadım zaten. Her yerden saçma sapan haberler çıkıyor , seçmen olarak cevap bekleyince küstah küstah cevaplar alıyorsun. Kafam hiç bir şeye basmıyor gibi hissediyorum şu ara kendimi. Aklımdaki tüm fikirler biri söyleyince ortaya çıkıyor gibi , belki de o bile yoktur , gerçekten benim kafam basmıyordur bu gerçeği kabullenmek istemiyorum. Hiç gecikmedik Yeni Türkiye'ye , gözaltılar , provokasyonlar , saçma sapan " gadın beyle denize girsin" . Neyse enseyi karartmayın arkadaşlar diye dümdüz nasihat verdikten sonra kendi küçük dünyamdan bahsedeyim bence.


Tatile giderken azıcık macera kitabı falan okuyayım kafam dağılsın dedim , Dan Brown 'un - Başlangıç kitabını aldım , süründü elimde süründü . İlla ki sevenleri vardır ama ben yapamadım arkadaşlar  , kitap kötü müydü ? Değildi. Ama zor okudum . Hiç öyle tatilde , sahilde uzanırken okunacak kitap değilmiş . Onun dışında bir de Özlem Narin Yılmaz'ın , Kapıyı İçeriden Kilitledim kitabını bitirdim. Başka bir Kürk Mantollu Madonna gibiydi ben beğendim. Bir şapka dükkanı sahibinin hikayesini günlüklerden okuyorsunuz , o kadar güzel ve abartısız anlatılmıştı ki Ruhi Bey'in hikayesi , keşke şapkam olsaydı Ruhi Bey'in elinden çıkma dedim.

Henüz açıklamak için erken ama , önümüzdeki 5-6 aylık vadede Ankara'ya taşınma durumum söz konusu . Evlilik müessesesi kapsamında , olabildiğince çabuk ve sıradan bir şekilde halletmek istiyorum(z) . Ailelerden ziyade , akrabalar burunlarını sokmazsa , gayet sağlıklı bir şekilde bitecek gibi.

Bu yüzden bu aralar alış veriş yapıyorum. Çünkü hali hazırda hiç bir şeyim yok. Alış veriş yapmakta işkence gibi. Her şey pembe , her şey kalpli , her şey beyaz . Ve de çok pahalı , Türk kahvesi fincanı 170 TL olur mu ya ? Bir de her şey gerekli . Öyle diyorlar. 180 kişilik yemek takımına ihtiyacım yok dediğim mağaza görevlisi bile " aaa gerekli ama ya misafir gelirse" diyor. Misafir gelirse nedir ya ?

Ayh neyse bu konuda asla kafanızı şişirmiyorum . Zaten yeni bir hayat kuracak veya evlenecek motivasyonum düşük bu ara , toparlanır kendime gelirsem bakarım sonrasına.

Başka da anlatacak bir şeyim yok.

Sevgiler


25 Haziran 2018 Pazartesi

Suskunluk , Küskünlük , Mecburiyet Halleri

En son yazımda avaz avaz inanıyorum demişim. Sonra daha yazının üstü soğumadan , yüzüme yüzüme yapışmış yazdıklarım.

Cuma akşamı uyumamış , Cumartesi Mitingte daha çok heyecanlanmış ve Pazar günüde sabahın 06:00'sından , gece 00:30'a kadar mücadele ettim ben . Olmadı demeye dilim de , gönlüm de razı değil aslında ama 16 yıldır insanları bu kadar umutlandıran başka bir adam olmamıştı. Bugün olsa yine aynı adamın peşinden giderim , sağolsun ne diyeyim.

Başka bir değerlendirme yapmayacağım tabi ki , çünkü ben sadece seçmenim ve bir de kıdemli müşahit. Politikacıların argümanlarını buraya yazmayacağım .Peşinde olduğum bir diğer kişi meclise girdi ona sevindim , helali - hoş olsun.

Sabah uyandığımda kendimi gerçekten büyük bir boşlukta buldum. Buradan toparlamak lazım ama.
"Ay hadi yurt dışına gidelim" diyenlerden uzak durmak en iyisi , öyle ya da böyle geriye kalan %50 olarak yaşamak ve birbirimize sahip çıkmak zorundayız.  Halledicez , zor olacak , yine defalarca ümitsizliğe düşeceğiz ama bir şekilde başaracağız çünkü dünyanın düzenin böyle döndüğüne dair inancım sağlam.

Akşam evde seçim sonuçları açıklanırken , ter kan içinde bahçeden onu izlerken Efki sinsi sinsi içeri gidip , masadaki peyniri aşırdı ve bir anda buna kahkaha atarken bulduk kendimizi . Yani demem o ki ; gülümseyin.

Siz iyi olmazsanız , ben de olamam.

Öperim.

22 Haziran 2018 Cuma

Olmadı Hızır'ı Çağır - 22. hafta

Ben geldim.

İlk önce Haziran ayının başında ufak bir tatil yaptım. Ayvalık 'ta . Aslında Badavut diye geçiyor. Herhangi bir otelin , cafenin olmadığı bir tatil köyü. Sadece yazlıkçılar var . Yaklaşık 50 yaş üstü Erzincan , Dersim ve Sivas'lı dedeler ve teyzeler. Hayatımda daha önce bu kadar huzurlu ve komün bir tatil yapmadım. Hiç bir şeye para ödemedik. Deniz bedava , şezlong yok. Gün için de bir teyze dolma getirdi , diğeri ekmek arası köfte , termosta içecekler gül gibi 1 hafta geçirdim. Bulmacamı çözdüm ,kitabımı okudum , aynı düşü kurduğum insanlarla kumlarda 25  Haziran sabahlarının hayalini kurdum. 

Geldikten sonra da bayram tatili başladı , İstanbul ne güzel oluyor bayramlarda. Bol bol kitap okudum . Dinlendim. Akraba ziyaretlerini anlatmak istemiyorum , olmamış gibi davranmak en iyisi. 

Ben de herkes gibi , son günlerde sürekli ama sürekli malum seçimleri konuşuyorum. İlk önce " Gel bakalım" dendiğinde başlayan ağlamam , sürekli gözlerimin dolu olması ve tüylerim diken diken olması ile geçiyor. Tabi ki her zaman olduğu gibi yine umutluyum ve bu sefer daha umutluyum. Her ne kadar adil bir seçim süreci yaşamadığıma emin olsam da artık ses çıktığını görmek en büyük mutluluğum. 

Bunun dışında bir de hayatımda bir takım değişikliklerin olduğu bir dönemece giriyorum , bunun için bir takım ihtiyaçlarım var. Mesela buzdolabı gibi. Gidip maaşımdan daha fazla tutarda olan bir buzdolabını çok şükür alabildim. Bu demek ki 1 aydan daha fazla bir süre buz dolabına çalıştım. Ama  hiç alamadığım dönemleri düşünürseniz bence çok büyük bir başarı.  İroni yapmaya çalıştıkça  sinirlenen bir insanım ben . Şizofreniye bile saygısı olamayan bir insan için , kendimi yükseltemem. 

Efki paşa bu aralar uslu gibi. Yaz dolayısıyla tüylerini kestirdik. Gayet neşeli , iştahlı ve yaramaz. Yaramazlık sınırını aştı artık. Gece 02:00'de annemin kaldırıp , terlik getiriyor " hadi oyna benimle" diye. Ama kendisine hayatımın hepsi feda olabilir. 

25. hafta sorusunu cevaplayayım çünkü yazı aldı başını gidiyor. Toparlayamam buradan . Bu aralar en sevdiğin filmler ne , en son tatilde bir akşam Split diye bir film izledim. 25 ayrı karakteri olan bir adamın hikayesiydi , oldukça gerilimli ve başarılıydı. Sonra da zaten bir şey izlemedim. Çünkü tüm vaktim seçim konuşmaları , programları ile geçiyor .

25 Haziran gününün güzel olacağına inanıyorum , bu yüzden 24 Haziran'da gönüllü müşahitlik yapacağım. Çok isterdim sisteme güveneyim akşam da eve gelip , sonuçları izleyeyim ve zafer turları atayım ama son 10 yıldır güven duygumun hepsini yerle bir ettiler . Bu sefer Hızır'ı çağırarak gidiyorum  o sandığa . Çünkü her zamankinden daha umutluyum.
Neyse efendim ufak ufak notlarla bitirdim yazıyı , şöyle gözlerimi kısıp baktım yazıya da gayet saçma olmuş. İdare ederin. 


30 Mayıs 2018 Çarşamba

19-20-21.HAFTA

Yazmasam kalacaktı , öğle yemeği aramdan feragat edip bu satırları yazıyorum. Ki yarım saat bile açlığa tahhamül edemeyen biriyim ben . Ramazan ayında yemek yediğimizden bahsedebildiğimiz özgür zamanlardayız. Belirteyim isterim.

Geçen 1 ay içerisinde oldukça yoğundu yine , ilk önce belirteyim Efki bir kaç tane daha ufak badire atlattı. En son sokaktaki oyun arkadaşları biri tarafından ısırıldı.
Ben iş yoğunluğunu saymazsak gayet iyiyim Güzel güzel kitaplar okudum , en çok Ian McEwan'ın Fındık Kabuğu kitabını sevdim , anne karnındaki bir bebek gözünden sadakat kavramı anlatılıyor . Tavsiye ederim. En son yazdığımda sezon devam ediyordu , şimdi bitti ama sezon bitmeden , #cehennem , Tamamen Doluyuz ve Aile Sırları oyunlarını izledim ve en çok Aile Sırları'nı sevdim. Onun dışında da güzel güzel filmler izledim , bir kaç diziye kafayı sardım ama çok vakit bulamadım.

Bu hafta da yazın gelişi ile birlikte hemen tatile çıkıyorum. 2 yıldır doğru dürüst tatil yapamamış bünyemi dinlendirmeye gidiyorum. Tatile çıkmadan buraları daha çok boşlamadan şu çelınçın 3 sorusunu birden cevaplayayım.


19. Sevdiğiniz biri hakkında yazın demişler , sevdiğim biri , evlad-ı hayvanatım , Efki . 1,5 'dan fazla oluyor gelip hayatıma gireli. iyileşebilmekten , pazar günleri gülümsemekten , ve daha bir çok şeyden ümidi kesmişken patisini uzatıp , poposu ile yatakta kendine yer açtı. O günden beri her şey ama her şey çok farklı oldu. En çok kahkaha nedenim oldu kendisi. Son 1,5 yıldır hayatımda aldığım tüm kararların , yollarımın kesiştiği her şeyin sebebi kara kara gözleri.

Çok yaramaz , çok güzel , çok dik kafalı , çok hareketli , sürekli başını belaya sokuyor ama nasıl anlatayım bilmiyorum , kokusunu aldığım her günün akşamı dünyanın en güzel akşamı oluyor. Tüm derdimi o unutturuyor .


20. haftaya gelirsek , kurgusal bir karakter olsaydım kim olurdum diye düşündüm de , dünyanın en sıradan ve en düz insanı olarak söylüyorum kesinllikle Game of Thrones'un Khaleesi olurdum. Benim de ejderhalarım olsun , bineyim sırtına diyar diyar gezeyim istiyorum. Soruya cevap veren , herkesin orjinal yanıtı vardır ama bir insanın ejderhası olmasından daha orjinal olacağını düşünmüyorum.Ejderham var ya daha ne olsun.

21. haftada ise geçen sene nasıl değiştiğimi sormuş , öncellikle 19 . haftanın cevabı ile paralel cevap vereyim. Efki'den sonra çok değiştim zaten . Etrafımdaki insanlar bir kere " çok sakinleştin" diye sürekli vurguluyorlar , iyileşmekten korkmadım , iyileşmek için bana yardım edenlerden kaçmadım. Kahkaha atmaya başladım. Önceden sevdiğim , beni ben yapan her şeye tekrar tekrar sarıldım. En çok farkına vardığım şey  , kendimi doğurdum , büyüttüm . Ve bu halimle kucak açtım her şeye . Bu satırları yazdığım için sakın öyle inanılmaz huşuu içinde falan sanmayın beni , aksine halen daha bir çok şeyle kavga edip, kaşlarımı çatıyorum . Ama tek bir farkla artık kendime "Geçecek" dediğim de inanıyorum ve bol bol şükrediyorum. Bunun dışında bir de dolu dolu "Çok Şükür" ve " Seni çok Seviyorum " demek son derece lezzetliymiş.

Tatilde yazacak fırsatı bulabilir miyim , bilmiyorum ama daha uzun daha güzel yazılarla aranızda olacağıma söz veriyorum.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

17-18 . Hafta

Merhabalar efendim , iş seyahatini birleştirerek ufak bir tatil yapma şerefine nail oldum. Bol yemek , bol yürüyüş , bol kahkaha ile geçti. Güzel oldu.

Tatil detaylarını buraya çok yazamam yeterince tepki topladım zira tatilin Ege kıyılarında olması dolayısıyla . O yüzden ben de çelınçın 17.18 haftasından dem vurayım . ( Haftadan haftaya yazdığım için kendimi kınıyorum ama , ramazan ve seçim sürecine girdiğimizden daha sakin olacağımı tahmin ediyorum. Daha düzenli olacağım artık valla bak)

Şimdi 17. haftanın sorusu kendimle ilgili sevdiğim şeyleri sormuşlar , hiç düşünmedim desem inanır mısınız ?
Genel itibari ile vicdanlı biri olduğumu düşünüyorum. Ki bence bir insanda olması gereken ilk özellik olmalı.
Sonrasında kitap okumak gibi bir alışkanlığım var , ve bence iyi bir okuyucuyum. Kendimi bildim bileli okuyorum ve yukarıdaki vicdan özelliğini de bünyeme kitapların kattığını düşünüyorum.
Hayvanları çok seviyorum özellikle köpeklere tapıyorum. Dünya üzerindeki en güzel canlıların ilk önce köpekler olduğuna inanıyorum.
Tipik görev adamıyım bir şey bana bir kere söylenilmeli , hemen sonuca gitmek üzere çalışıyorum ve hemen aksiyon alıyorum.

Bir de çok sevdiğim bir özellik olmalı mı bilmiyorum ama , düzenli - titiz biriyim. Her şey yerli yerinde olmalı , her şey derli toplu ve temiz olmalı. Yıpratıcı olabiliyor bazen ama huy işte ne yapayım. Bunu geçen birine dedim , bana " sen evinde köpekle yaşıyorsun , ne titizliği" dedi. Bir de güldü üstüne . Ağzına vurmadın mı diye sormayın , vurmadım. Oksijen israfı başka bir şey değil.
Yemek yapmayı çok seviyorum , ve yemek yapmak bana terapi gibi geliyor. E buna bağlı olarak güzel yemek yaparım.

Başka da yok sevdiğim özelliğim.  Çok düşündüm . Yok.

18. Hafta ise beni heyecanlandıran şey neymiş ? Bana bu soru sorulmaz ben akrep burcuyum hep ama hep heyecanlıyım.
Yeni bir oyuna gittiğimde , salonda beklerken heyecanlanıyorum. Beklediğim filme gittiğimde heyecanlanıyorum , yeni bir kitap alırken, aldığım kitap kargodan geldiğinde , bir kitabı bitirirken , bir kitaba başlarken. Efki'yi her gördüğümde , bana her kuyruk salladığında,  sabahları onunla uyandığımda. Rakı kadehe doldurulurken , arkada Zeki Müren çaldığında , Heybeliada'ya her gittiğimde , kar yağdığında , her sene ilk kez denize girdiğimde , aylardır beklediğim Sezgin Kaymaz kitabı raflara dizildiğinde . V.'nin boynuna her sarıldığımda. Daha da yazarım. Hiç farketmez , her şeye heyecanlanan biriyim ben.

19. haftayı tam gününde yazacağıma söz veriyorum tam gününde yazacağım.

Hepinizi öperim