4 Kasım 2018 Pazar

Ameliyatlı Yazı

Ben geldim.
"Peki bunun kime ne faydası var ? "diye sorabilirsiniz anlarım. Ama yazıya giriş yapacak başka bir cümle bulamadım.

Yine uzun bir aradan sonra karşınızdayım efendim. Ama şunu belirteyim aranın bu kadar uzun olmasının bir nedeni var ufak ameliyat geçirdim. Ciddi olmayan bir operasyon fakat , iyileşmesi uzun sürüyor . Bir de benim canım tatlı sanırım , hiç bir fiziksel acıya dayanamıyorum. Kaldı ki bu bünye ne hastalıklar , ne trafik kazaları geçirmiş , son 10 yılını da migrenli yaşamış bir bünye . Galiba bunların etkisi ile artık en ufak bir acıda çığlıklar  atıp tüm hemşireleri dehşete soktum. Bir de ameliyat olacağım sabah , inanılmaz bir boğaz ağrısı ile uyandım. Ameliyat acısını ,ağrısını unuttum boğazımın iyileşmesi için dua ediyordum.

Neyse .. Bitti gitti iyileşme süresinin sonuna geldim bir an önce toparlanmak istiyorum. 3 haftadır evde raporlu yatıyorum. İlk başlarda uzun bir tatil fikri iyi geldi ama öyle beklediğim gibi olmadı . Ne dizi izledim , ne doğru dürüst okuyabildim. Hem istediğim gibi rahat rahat oturamıyordum hem de canım acıdığı için herhangi bir şeye konsantre olamıyordum.

Yine de bir kaç dizi izledim. Birincisi ilk sezonuna hayran olduğum, canım hatunum Elizabeth Moss'un , Top Of The Lake : China Girl. Bu sezona da bayıldım , gerçekten şiddetle tavsiye edeceğim bir dizi. Sinir krizleri içinde izledim bazı yerlerini ama çok etkileyici. Özellikle o küçük kızın histerik davranışları , sürekli ağzında bir şey varmışcasına konuşması ekranı kırasım geldi.

Bir diğer dizi , eski bir yapım ama ben yeni farkettim. Mildred Pierce , 5 bölümlük mini bir dizi. Büyük Buhran döneminde tek başına hayata tutunma çabası veren bir kadının hikayesi.

Bir de son olarak Netflix'te , The Haunting of Hill House dizisi , son zamanlarda izlediğim en iyi korku yapımıydı. Benim gibi korku filmi seven birine ilaç gibi geldi , her bölümden , her saniyesinden ayrı ayrı zevk aldım. Kurgusu , karakterler muhteşemdi . Bu da şiddetle tavsiye edeceklerimin arasında.

Netflix demişken  Apostle ve The Guernsey Literary And Potato Peel Pie Society filmlerini de sevdim. İzlenebilir bence.



Kitap olarak İsmail Güzelsoy - Çıt Yok kitabını okudum. İlk defa diğer kitaplarından ( benim okuduğum kadarıyla ) başka karakterlere rastlamadım . Bölüm bölüm , katman katman hikayeler. 1940 ortasından bir hafiye romanı . Diğerlerinden ayırmadan bunu da çok sevdiğimi belirteceğim.

Diğer bir kitabımız Mehmet Anıl - Bitik. D&R kampanyasından almıştım muhtemelen. İlk defa okudum Mehmet Anıl kitabı. Kime benzettim bilmiyorum ama çok tanıdıktı cümleler , kurgu ve hikaye . Çok benim tarzım değildi , o yüzden iyi yada kötü yorum yapmayacağım.

Bir de Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Amok Koşucusunu okudum. Başıma bir şey gelmeyecekse , bu kitapları da çok sevemedim nedense.

Şimdi de elimde canım Margaret Atwood'un - Kör Suikastçı kitabı var. Bitirince daha detaylı yazarım ama aynı anda 2 roman okutuyor bana bu kitap. Biraz kalın ve ağır bir kitap kaçırmadan okumaya çalışıyorum , henüz bitirmedim ama çok çok çok beğendim. Şiddetle tavsiye edilecekler listesinde.

Dikişlerimi umursamadan bir de tiyatroya gittim geçen hafta . Devlet Tiyatrolarının Hamlet oyununu izledik. 2 yıldır bilet arıyordum bulamıyordum. O tarihe iyileşmiş olur muyum diye düşünmeden yakalamışken 3 adet bilet alıp gittim. Bu izlediğim 4. Hamlet'ti. Tüm karakterleri Bülent Emin Yarar tek başına canlandırmış. Bu konuda başarılı. Ama ben biraz eski kafalıyım sanırım. Gönül kocaman bir oyuncu ekibi , dev sahne , devasa dekorlarla Shakespeare izlemek istiyor.

Bir de dün yine ağrılarımı umursamadan, Çirkin Kral Efsanesi belgeselini izledik. Çok beğendim ben. Filmlerini senaryolarını çok severim Yılmaz Güney'in . Fakat fazla erkek ve fazla lümpen gelir bana . Zaten o kısımlarını da eleştiren bir belgesel çekilmiş.

Şu beklediğim ve herkesin deli gibi gittiği Müslüm filmine henüz gitmedim. Belki bu akşam.

Bunun dışında da bir şey yok. Bol evde yatmalı , Efki ile uğraşmalı bir aydı. Bol bol öpüşüp , koklaşıyoruz beyefendi ile. Bu ara vukatı yok. Evde hasta olunca gelen giden fazla oluyor. Saçaklı geldi sağolsun. Bu kız bana bir şeyler anlatınca beni bir dinlenme hissi kaplıyor. Ya da yaşadıklarını anlatınca sanki ensesinde onu takip etmişim gibi hissediyorum. Çok garip değil mi ? Ay bir de tam ortak bir tanıdığımızdan bahsettik. Bu kişi aylardır tuhaf davranışlar içindeydi , tam da bunun gıybetini yaparken benimle iletişim kurmasın mı ? Telefonu yere attım cevapta vermedim. Manyak mıdır , nedir ?

Hafif hafif iyileştiğime göre rutinime dönüp daha sık yazarım gibime geliyor. Buraya kadar okudunuz mu gerçekten. ?

Çok teşekkürler .

Öperim.

26 Eylül 2018 Çarşamba

notlar

Uzun uzun blog yazmak şu anda zor geliyor , her telden çalsam biraz da rahatlasam.

Zor değil fakat ağır günler geçiriyorum. V. ile kısacık ilişkimizde 2 tane vefat gördük , yine bir yerlerimiz kanıyor ama toparlayacağız. Her bir gözyaşı benim canımı yaktı. Ne kadar çok seviyormuşum , kendime inanamıyorum.

Hafta sonu annemle Başka Sinema'da Güvercin diye bir film izledim. Festival filmi. Adana'da güvercinleri ile beraber yaşayan Yusuf'un hikayesi o kadar güzeldi ki çok beğendim. Anne ile festival filmi izleyince , filmin sonunda annemden şöyle bir ses çıktı " Gözün kör olsun emi" , bir anda ağlarken gülmeye başladım annecim benim.

Film ekimi programı açıklandı , bilet fiyatları 25 TL. Çok insafsızca değil mi ? Neyse çok fazla olmamakla beraber ufak bir program yaptım kendime bakalım.

Mad Men dizisinin 5. sezonunu bitirdim. Erkeklerin egemen olduğu bir toplumda kadınların varolması , neden sürekli savaş halindeyiz.

Yaklaşık olarak tam 1 ay 7 gündür diyet ve spor yapıyorum , sporu hiç aksatmadım ama diyette ufak kaçaklarım var (yalan ufak kaçak falan değil bozunca hakkını veriyorum ) . Buna rağmen 3 kilo vermişim. Spor yaptıkça rahatlıyorum zaten.

Pat diye kış geldi . Ne güzel.

Migros'ta kedi-köpek mamaları indirime girmiş, Efki alerjik o yüzden maması ayrı ama sokaktaki çocuklar için alınıp stoklanabilir.

Gaye Boralıoğlu'nun - Dünyadan Aşağıya kitabını tavsiye ederim. Hepimizin tanıdığı biri Hilmi . Tanıdığımız , nefret ettiğimiz başkası ve görmek istemediğimiz kendimiz. Hilmi her sayfada başka birine dönüştü gözüme çok enteresandı.

Devlet ve Şehir Tiyatroları da sezonu açıyor haftaya . Onların biletlerine zam gelmemiş . Ama 2019 Ocak ayına kadar. Yine Profosyonel oyununa bilet koşturuyorum ama olmuyor.

Bu arada Efki sonbahar depresyonuna girdi , çok gergin ve keyifsiz saftirik. Yemeğini yerken çok keyifli yada birinin elinde yiyecek bir şey gördüğünde .

Hepinizi öperim






13 Eylül 2018 Perşembe

Ben Geldim .


Koskoca 2 ay olmuş , hatta 3 aya doğru gidiyormuş ama farkında değilmişim. Yaz nasıl bitti ben anlamadım. Gerçi çok fazla sevmem yaz aylarını ben ama yine de bu kadar çabuk geçmeseydi .
Bir yerde süründürdüğüm çelınç diğer yerde , 2,5 aydır okuduğum kitaplar , izlediğim diziler ve filmler var. Hangisinden nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama yine de bir deneyelim.

Öncellikle bu kadar bloğumu yere sermemin nedeni iş yoğunluğu ile birlikte , şu evlilik müessesi ile uğraşmam. Sakın tavsiye falan vereceğimi sanmayın. Çünkü yok , şaşkın bir tavuk gibi kim ne derse desin oraya koşuyorum ve onun doğru olduğuna inanıyorum. En sade , en yalın , en sıkıntısız yollara başvurmama rağmen sürekli bir şeyler çıkıyor , biriyle beraber yaşamaya başlamak bu kadar zor olmamalı. Kaldı ki 1,5 ay önce baktığım çamaşır makinesi 2 katı olmuş. Delirmemek mümkün değil şu ortamda.

En son yazıyı 6 Temmuz’da yazmışım o günden 2 gün sonra direksiyon sınavına girdim. 3.girişimde şahane bir komisyon üyesine denk geldim ve geçtim. Ama gel gör ki belgemi alamadım çünkü artık ehliyeti nüfus müdürlüğünden veriyorlar , o müdürlükler o kadar yoğun ki Temmuz’da geçtiğim ( BEN GEÇTİM) sınavın belgesini Ekim’de alabiliyorum , doğal olarak araba henüz kullanamıyorum. Bu arada ehliyet bana toplam : 3.000 TL’ye mal oldu. Bana zorla emniyeti güçlendirme vakfı diye bir şeye 25 TL bağış yaptırdılar. Bir de karayolları katkı payı var 150 TL ‘de o . Ne çok paradan bahsediyorum ya .

Ben daha fazla ekonomist gibi davranmadan size okuduğum kitaplardan bahsedeyim biraz , hepsinden değil ama en çok beğendiklerimden bahsedeyim. Şu son 2 ay içerisinde okuduğum kitapların sanırım en iyisi Değmez ve Aşıklar Delidir oldu.

Değmez , İsmail Güzelsoy’un kitabı , iş yerinden bir arkadaşım tavsiye etti. Iğdır’lı bir yazar İsmail Güzelsoy , benim aşina olduğum topraklardan , benim bildiğim ve içinde büyüdüğüm bir ortamdan yazıyor hikayelerini , bunca zaman nasıl okumadım bilmiyorum. Nasıl duymadım ama kalbimi 12’den vurdu.Değmez kitabı ile . Sonra tüm kitaplarını aldım tabi ki . Şu ana kadar , Hatırla ve Sincap diye 2 kitabını birden okudum. Kurgusu ve hayal gücü kendine hayran bıraktı. Özellikle Değmez , bir yazarın kaçarken , terk edilen ama fakat 6 yaşlının inatla gitmediği bir köyde mecburi konaklamasını anlatıyor. Ama nasıl anlatıyor kitap bittiğinde yine bir cafede oturup ağlıyordum.

Aşıklar Delidir ise canımın içi Ayfer Tunç romanı , kitap Şubat’ta çıktı çıktığı gibide aldım fakat okumaya kıyamadım Dünya Ağrısı’ndan sonra neredeyse 5 yıldır bekliyordum kıyamadım bir süre okuduğum zamanda doyamadım desem yeridir. Çok ama çok güzeldi.

Bunun dışında bir de Büşra Sanay’ın – Kardeşini Doğurmak kitabını okudum. Ben bu kitabı tavsiye falan edemem , insanı sarsan , yoran bir kitap , okunması gerekli mi ? Evet . Ensest konusu hakkında ülkemizde herhangi bir aydınlanma yok , kitap bir nebze fikir verip , ne yapmamız gerektiğini anlatıyor. Ama kitabı okuduktan sonra yazarın da dediği gibi  ; “ O tonton dedeler , gözünüze çokta tonton görünmüyor” . Hiçbir şeye veya kimseye eskisi gibi bakamıyorsunuz.

Dizi de çok izlememişim aslında . Top Of The Lake diye kısa bir dizi izledim , başrolüde Elizabeth Moss oynuyor , oynamıyor yaşıyor kadına aşırı hayranım ama aşırı 😊 . Dizi 12 yaşında bir kızın , gölde hamile bir şekilde bulunması ile başlıyor , ben gerçekten çok ama çok beğendim. Sonrasında da bu hayranlık beni bunca yıl sonra Mad Men izlemeye itti , ay bayıldım ne güzel dizi o öyle .

Sinemada da V. Yüzünden bir sürü Hollywood filmi izledim , sadece benim istediğim ve geçen hafta gittiğimiz çok sevdiğim bir yönetmen olan Yorgos Lanthimos’un filmi Köpekdişi. Aslında eski bir film ama ben gidememiştim. Uzun zamandır Pera sinemasına gitmemiş bünyeme iyi  gelsin diye gittim. Filmin üstüne çok konuşulabilir , ki çok konuştuk çok tartıştık ama derdini başka türlü de anlatabilirdin canım kardeşim neden uzattıkça uzattın . Bir de Kardeşini Doğurmak kitabında bahsi geçen Atlı Karınca filmini izledim . Kendisi bir Türk filmi ama derdini gözüne sokmadan , daha sessiz ve sarsıcı .










Valla durumlar böyle , bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum . Ay bir de Efki var , valla bir kere bir köpekle dalaştı ağzındaki kılcal damarları yırttı , bir dişini kırdı , bir de sinsi sinsi biz yokken sağa sola gevşeklik yapıp günde 2 paket salam yiyip yine alerji oldu. Aklıma gelen ilk vukuatları bunlar. Ay bir de annemin eve getirmeye çalıştığı bir kediyi zor aldık elinden gerzeğin. Ama yine de çok yakışıklı ve çok güze kurban olduğum. Bu da dün akşam yaptığı keyif. Efki ile ben hepinizi öperiz.


6 Temmuz 2018 Cuma

23. ve 24. Hafta

Ay öyle bakarak oturuyorum ekrana bir şeyler yazayım diye aklıma bir şey gelmiyor . Bu kadar boş biri değilim ben ama ne yapayım. Çelınçları yapayım bari dedim , zaten yavaş yavaş geriden gidiyorum. 2 hafta birden cevaplayayım.

23. haftamız ; gurur duyduğunuz bir şey hakkında yazın demişler , şimdi kendim de gurur duyduğum bir şey mi , yoksa genel gurur duyduğum bir şey mi anlamadım ikisini de yazayım. Kendimde gurur duyduğum tek özellik istikrarlı ( iki elimi birden havaya kaldırarak söyledim hamdolsun ) ve planlı programlıyım . Zaman zaman sıkıcı ve yorucu olsa da seviyorum bu huyumu. Genel olarak gurur duyduğum bir şey varsa da , o da öyle ya da böyle hayatta kalmayı, hem de hayatta gülerek kalmayı başarıyoruz. Devam ediyoruz. Ve halen daha inanıyoruz.Hangisini sorduklarını bilemedim 2 cevap birden yeter umarım.

24. hafta olarak bir pişmanlığımı belirteyim , çok var ya inkar edemem acayip pişman olduğum şeyler var , çok ders alan biri de değilim , yine aynı hataları yaparım , bir şey öğrenip  ders alana kadar olan bana olur. Tek bir olay anlatmam güç pişmanlık konusunda , ama olayların geneline vurursak çok güzel - mış gibi yaparım . Çok güzel kendimi kandırırım. Bu yüzden de çok pişman olurum. Uzun zaman önce bir söz verdim "bir daha kendimi kandırmam " diye ,  bakalım tutuyor gibiyim.

Kalpsiz bardaklar , pembe olmayan saklama kapları arama çalışmalarım devam ediyor . Başarılı olduğum şeyler var. Ama onda da sıkıntılarım var üzerinde Made in China veya India yazmayan şeyler arıyorum , Türkiye'de üretilmiş olsun istiyorum , üretiminde çalışan kişiler insani şartlar altında çalışsın istiyorum. Kumaşlar pamuklu olsun , ağaçlar özel çiftliklerde büyüsün istiyorum. Bir mobilya firmasına bunu sordum mesela telefonda , suratıma kapattılar , oradan çalışan birilerini bulmak istiyorum. Böyle yerler bileniniz varsa , haber verir mi acaba bana  ? Valla çok sevinirim.

Hepsinin dışında The Handmaid's Tale 'in 2. sezonunu izlemeye başladım , göğsümün üstüne film oturmuştu 1. sezonda  . 2. sezonda fenalıklar geçirdim , ağlamaktan öldüm. Bu sene  Margaret Atwood kitaplarının 3 tanesini okudum ve okuduğum en iyi kadın yazarların başında geliyor kendisi , kesinlikle geleceği görme yeteneği var bu kadının. Kitabı da diziyi de şiddetle tavsiye ederim.

Neyse efendim , Atwood denilince aklıma bu sene çekilen şu kısa film geldi . Sizi o filmle başbaşa bırakıp öperek uzaklaşıyorum.



29 Haziran 2018 Cuma

Biri Bana Türk Kahvesi Fincanı Getirsin

Lafa nasıl gireceğimi şaşırdım. Böyle söyleyince çok şey yazacağımı sandınız değil mi ? Ama yok.
Seçim enkazını üstümden atamadım zaten. Her yerden saçma sapan haberler çıkıyor , seçmen olarak cevap bekleyince küstah küstah cevaplar alıyorsun. Kafam hiç bir şeye basmıyor gibi hissediyorum şu ara kendimi. Aklımdaki tüm fikirler biri söyleyince ortaya çıkıyor gibi , belki de o bile yoktur , gerçekten benim kafam basmıyordur bu gerçeği kabullenmek istemiyorum. Hiç gecikmedik Yeni Türkiye'ye , gözaltılar , provokasyonlar , saçma sapan " gadın beyle denize girsin" . Neyse enseyi karartmayın arkadaşlar diye dümdüz nasihat verdikten sonra kendi küçük dünyamdan bahsedeyim bence.


Tatile giderken azıcık macera kitabı falan okuyayım kafam dağılsın dedim , Dan Brown 'un - Başlangıç kitabını aldım , süründü elimde süründü . İlla ki sevenleri vardır ama ben yapamadım arkadaşlar  , kitap kötü müydü ? Değildi. Ama zor okudum . Hiç öyle tatilde , sahilde uzanırken okunacak kitap değilmiş . Onun dışında bir de Özlem Narin Yılmaz'ın , Kapıyı İçeriden Kilitledim kitabını bitirdim. Başka bir Kürk Mantollu Madonna gibiydi ben beğendim. Bir şapka dükkanı sahibinin hikayesini günlüklerden okuyorsunuz , o kadar güzel ve abartısız anlatılmıştı ki Ruhi Bey'in hikayesi , keşke şapkam olsaydı Ruhi Bey'in elinden çıkma dedim.

Henüz açıklamak için erken ama , önümüzdeki 5-6 aylık vadede Ankara'ya taşınma durumum söz konusu . Evlilik müessesesi kapsamında , olabildiğince çabuk ve sıradan bir şekilde halletmek istiyorum(z) . Ailelerden ziyade , akrabalar burunlarını sokmazsa , gayet sağlıklı bir şekilde bitecek gibi.

Bu yüzden bu aralar alış veriş yapıyorum. Çünkü hali hazırda hiç bir şeyim yok. Alış veriş yapmakta işkence gibi. Her şey pembe , her şey kalpli , her şey beyaz . Ve de çok pahalı , Türk kahvesi fincanı 170 TL olur mu ya ? Bir de her şey gerekli . Öyle diyorlar. 180 kişilik yemek takımına ihtiyacım yok dediğim mağaza görevlisi bile " aaa gerekli ama ya misafir gelirse" diyor. Misafir gelirse nedir ya ?

Ayh neyse bu konuda asla kafanızı şişirmiyorum . Zaten yeni bir hayat kuracak veya evlenecek motivasyonum düşük bu ara , toparlanır kendime gelirsem bakarım sonrasına.

Başka da anlatacak bir şeyim yok.

Sevgiler


25 Haziran 2018 Pazartesi

Suskunluk , Küskünlük , Mecburiyet Halleri

En son yazımda avaz avaz inanıyorum demişim. Sonra daha yazının üstü soğumadan , yüzüme yüzüme yapışmış yazdıklarım.

Cuma akşamı uyumamış , Cumartesi Mitingte daha çok heyecanlanmış ve Pazar günüde sabahın 06:00'sından , gece 00:30'a kadar mücadele ettim ben . Olmadı demeye dilim de , gönlüm de razı değil aslında ama 16 yıldır insanları bu kadar umutlandıran başka bir adam olmamıştı. Bugün olsa yine aynı adamın peşinden giderim , sağolsun ne diyeyim.

Başka bir değerlendirme yapmayacağım tabi ki , çünkü ben sadece seçmenim ve bir de kıdemli müşahit. Politikacıların argümanlarını buraya yazmayacağım .Peşinde olduğum bir diğer kişi meclise girdi ona sevindim , helali - hoş olsun.

Sabah uyandığımda kendimi gerçekten büyük bir boşlukta buldum. Buradan toparlamak lazım ama.
"Ay hadi yurt dışına gidelim" diyenlerden uzak durmak en iyisi , öyle ya da böyle geriye kalan %50 olarak yaşamak ve birbirimize sahip çıkmak zorundayız.  Halledicez , zor olacak , yine defalarca ümitsizliğe düşeceğiz ama bir şekilde başaracağız çünkü dünyanın düzenin böyle döndüğüne dair inancım sağlam.

Akşam evde seçim sonuçları açıklanırken , ter kan içinde bahçeden onu izlerken Efki sinsi sinsi içeri gidip , masadaki peyniri aşırdı ve bir anda buna kahkaha atarken bulduk kendimizi . Yani demem o ki ; gülümseyin.

Siz iyi olmazsanız , ben de olamam.

Öperim.

22 Haziran 2018 Cuma

Olmadı Hızır'ı Çağır - 22. hafta

Ben geldim.

İlk önce Haziran ayının başında ufak bir tatil yaptım. Ayvalık 'ta . Aslında Badavut diye geçiyor. Herhangi bir otelin , cafenin olmadığı bir tatil köyü. Sadece yazlıkçılar var . Yaklaşık 50 yaş üstü Erzincan , Dersim ve Sivas'lı dedeler ve teyzeler. Hayatımda daha önce bu kadar huzurlu ve komün bir tatil yapmadım. Hiç bir şeye para ödemedik. Deniz bedava , şezlong yok. Gün için de bir teyze dolma getirdi , diğeri ekmek arası köfte , termosta içecekler gül gibi 1 hafta geçirdim. Bulmacamı çözdüm ,kitabımı okudum , aynı düşü kurduğum insanlarla kumlarda 25  Haziran sabahlarının hayalini kurdum. 

Geldikten sonra da bayram tatili başladı , İstanbul ne güzel oluyor bayramlarda. Bol bol kitap okudum . Dinlendim. Akraba ziyaretlerini anlatmak istemiyorum , olmamış gibi davranmak en iyisi. 

Ben de herkes gibi , son günlerde sürekli ama sürekli malum seçimleri konuşuyorum. İlk önce " Gel bakalım" dendiğinde başlayan ağlamam , sürekli gözlerimin dolu olması ve tüylerim diken diken olması ile geçiyor. Tabi ki her zaman olduğu gibi yine umutluyum ve bu sefer daha umutluyum. Her ne kadar adil bir seçim süreci yaşamadığıma emin olsam da artık ses çıktığını görmek en büyük mutluluğum. 

Bunun dışında bir de hayatımda bir takım değişikliklerin olduğu bir dönemece giriyorum , bunun için bir takım ihtiyaçlarım var. Mesela buzdolabı gibi. Gidip maaşımdan daha fazla tutarda olan bir buzdolabını çok şükür alabildim. Bu demek ki 1 aydan daha fazla bir süre buz dolabına çalıştım. Ama  hiç alamadığım dönemleri düşünürseniz bence çok büyük bir başarı.  İroni yapmaya çalıştıkça  sinirlenen bir insanım ben . Şizofreniye bile saygısı olamayan bir insan için , kendimi yükseltemem. 

Efki paşa bu aralar uslu gibi. Yaz dolayısıyla tüylerini kestirdik. Gayet neşeli , iştahlı ve yaramaz. Yaramazlık sınırını aştı artık. Gece 02:00'de annemin kaldırıp , terlik getiriyor " hadi oyna benimle" diye. Ama kendisine hayatımın hepsi feda olabilir. 

25. hafta sorusunu cevaplayayım çünkü yazı aldı başını gidiyor. Toparlayamam buradan . Bu aralar en sevdiğin filmler ne , en son tatilde bir akşam Split diye bir film izledim. 25 ayrı karakteri olan bir adamın hikayesiydi , oldukça gerilimli ve başarılıydı. Sonra da zaten bir şey izlemedim. Çünkü tüm vaktim seçim konuşmaları , programları ile geçiyor .

25 Haziran gününün güzel olacağına inanıyorum , bu yüzden 24 Haziran'da gönüllü müşahitlik yapacağım. Çok isterdim sisteme güveneyim akşam da eve gelip , sonuçları izleyeyim ve zafer turları atayım ama son 10 yıldır güven duygumun hepsini yerle bir ettiler . Bu sefer Hızır'ı çağırarak gidiyorum  o sandığa . Çünkü her zamankinden daha umutluyum.
Neyse efendim ufak ufak notlarla bitirdim yazıyı , şöyle gözlerimi kısıp baktım yazıya da gayet saçma olmuş. İdare ederin.