14 Şubat 2019 Perşembe

Domates - Biber - Patlıcan

Çocuklara Barış Manço dinletmenin hayal gücünü geliştireceğini savunur annem. Ben çok Barış Manço dinlemedim sanırım , zaten hayal gücü konusunda da ülkem beni ziyadesiyle besledi.

Bugün Barış Manço ile giriş yaptım ama iyi şeyler , iyi insanlar yok kafamda. Olabildiğine bok gibiyim.

Şu milletin 4 liraya domates almak için kuyruklara girdiği yerler hakkında konuşayım dedim. Ama zaten 4 Lira ve Domates kelimeleri yanyana olunca konuşacak bir şey kalmıyor. 4 Liraya domates pahalı arkadaşlar gerçekten pahalı sevinmenin anlamı yok . Yeni bir hayat , yeni bir ev kurmaya çalışıyorum , sürekli hesap yapıyorum ama sürekli. İstekleri ve beklentileri en minimalde olan biriyim ben , kaç ay taksit ödeyeceğimi hesaplıyorum Allah belanızı versin.

Sabah şu yazıyı yollamış sevgilim , benim sevgililer günümü böyle kutluyor sabah sabah sinirim iyice tepeme çıktı . Haberde bahsi geçen kadının ve onun gölgesinde olan tüm kadınların faillerinin bulunmaması , tüm bu faillere lanet eden adamların ,kadınları böyle sınıflandırıyor oluşu canımı aşırı derecede sıkıyor.

Kafam dağılsın diye kitap okumaya ve spor yapmaya çalıştım bu aralar. Kemal Varol'un - Aşıklar Bayramı ve Aslı Tohumcu'nun Abis  kitabını bitirdim.

Aşıklar Bayramı , Kemal Varol'un Ucunda Ölüm Var kitabında bahsedilen Heves Ali ve oğlunun hesaplaşma hikayesi . Baba - oğul , baba- evlat hesaplaşmaları biraz acıklı geliyor bana. Kendi babamla hesabım bitmemiş onu anladım. Ağır geldi hem de çok ağır geldi bana . O kadar iyi anladım ki yazarı , anlamamış olmayı dilerdim. Kitabı " ismindeki harf için..." diye imzalamıştı Kemal Varol , " Kitabı okuyunca anlarsın " demişti. Bunu da anlamamış olmayı dilerdim.

İşe gelip Queen falan açtım , gaza geleyim , düzelecek her şey , sakin ol diye kendimi kandırayım dedim. Şu Çorum'da kolonilerde kayıp olan köpek içimi parçaladı. Sabahtan beri bakıyorum bulamıyorlar çocuğu. Orada korkudan ağlayan hali gözümün önüne geldikçe gözlerim doluyor , başımdaki ağrı daha da artıyor.

Bizimkide geçen tabaktan bir kalıp rokfor peyniri aşırdı. Hepsini kaşla göz arası yuttu. Probiyotik falan verdik , o kadar küflü peynirden alerjisi çıkar diye , şimdilik bir şey yok. Annem sandalyeye oturmasını istiyor , yemek yerken rahat etsin diye , biraz başardı , sabah yolladı şu fotoğrafı.
Oradan çıkan o dil bütün derdimi unutturuyor , KURBAN OLURUM LAN. !!!!

Ay kusura bakmayın çemkirdim , içinizi kararttım geri gidiyorum.
Hepinizi öperim.

5 Şubat 2019 Salı

05.02.2019

Biraz söylenmek için başladım aslında yazıya ama , yulaf vem muz yiyince enerjim yerine geldi . Daha az söylenmeye karar verdim ben de .

Söylenme nedenim şu ; ÇOK YORGUNUM. Hem beden olarak , hem mental olarak.
Beden olarak yorgunluğumu atmak için spor yapıyorum ( spora geri döndüm ) , vitamin takviyesi falan alıyorum ama mental yorgunluk için yapacak bir şey yok.

Kendime not: eğer bir gün köpek annesi dışında bir anne olmayı düşünürsen, çocuğun asla bana ait bir şey olmadığını , kendi hayatı , düşünceleri istekleri olduğunu unutma. Onun için kurduğun hayalleri , o kendi hayalini kurmaya başladığında bırak en azından.

Kendime not kısmından da anladığınız üzere , boşanmış bir anne - babaya sahibim ve şu evlilik sürecinde her ikisini de ayrı ayrı idare etmek zorundayım. Her olmasını istemediğim şeyi , ikisine de ayrı ayrı anlatıyorum , ikisini de ikna etme yöntemim ayrı , ve bazen ikisinden biri ikna olmayabiliyor . Bu da kafamı çok yoruyor.

Sezgin Abi'nin son kitabını bitirdim.Çok sevdim ama çok sevdim. Çok şaşırttı beni bu sefer . Her kitabında tanıdık gelirdi cümleleri anlatımı , ama bu sefer değişikti . Ne güzel anlattım demi kitabı ; Değişik . Tövbe ya . Şöyle özetleyeyim ; Adem ve Azazil Cennet'ten sürüldükten sonra , Cennet'in halini anlatıyor. Kibri , isyanı ve üzülmemeyi . Üzülme diyor yine. Ben kitabı bitirirken yine geldi Cancağzım İstanbul'a . Bu sefer Volkan'ı da götürdüm.

Ondan bir gün önce de , çok sevdiğim Kemal Varol taaa Diyarbakır'dan kalktı geldi. Son kitabı Aşıklar Bayramı'nın imza günü vardı . Çok güzel muhabbet ettik. Hem Kemal Varol'un , hem de benim çok şaşırdığım bir şeyi anlatayım. "Son kitabı okudun mu" diye sordu. ? Henüz okumadığımı söyledim. Akabinde ismimi sordu. “ Aylin “ dedim . “ aaa son kitabımdaki karakterin adı : Aylın “ dedi . İ harfi olmadan. Biraz konuştuk , muhabbet ettik, sonra “ Nerelisin ?” dedi. “ Kars” dedim. Daha çok şaşırdı. Hikaye Kars’ta geçiyormuş. Ve bu kitapta ilk verdiği imzaymış benim imzam. Kendi de çok tuhaf oldu , ben de . Neyse kitabımı imzalattım , okumaya başladım ve o kadar tanıdık duygular vardı ki. Hemen okumak istemedim. Ertelediğim , kafamın arkasında attığım bir baba- evlat hesaplaşmasını tokat gibi çarptı yüzüme . Tüm kitaplarını , istinasız çok beğenerek okudum ben zaten. Özellikle Ucunda Ölüm Var benim başucu kitaplarımdan biri. Ama Aşıklar Bayramı da o kadar beğeneceğim galiba.

Ne kadar kendimi  kitaplara , spora versem de , şu anda içinde bulunduğum durumdan beynimi alamıyorum. Evlilik müessesine karşı değilim , herkesin kendi kararı. Ama şu aile ,formalite , ucu bucağı olmayan akrabalar yemin ederim çok saçma. İstemediğim her şeyi – AMA LAZIMMMMMM !!!!-  diye önüme çıkarmaları. Şu anda tek istediğim , her şeyi bitip bir an önce Ayvalık’a gidip , kendimi sahile atmak , başka hiçbir derdim yok. 

Yazıyı yazdıktan sonra yayınlayamadım , o arada da şu evlilik kısmının ilk kısmını hallettik. Sorunsuz , sıkıntısız , bol şaraplı eğlenceli bir geceydi. Bu da o günün en güzel fotoğrafı oldu.

Hepinizi öpüyorum .



15 Ocak 2019 Salı

15.01.2019


Kaç gündür hatta kaç haftadır Volkan’ı elinden tuttuğum gibi aileye takdim ediyorum . Öyle çok resmi şeyler olmuyor , işte alkol eşliğinde yapılan sofralar falan.Şu süreci bir an önce bitirmek istiyorum , çok yorucu. Keşke tüm bu tantanayı , alışverişi , talepleri başka biri yapsa , ben de tatlıcı yerine yine tiyatroya gitsem . 1 aydır tek oyun izlemedim. Doğru dürüst sinema falan da yok , işte dizi falan izlemeye çalışıyorum , Ocak 15 oldu daha tek kitap okudum.

Bari okuduğum kitabı yazayım , İsmail Güzelsoy – Rukas. Banknot üçlemesinin , 2. Kitabı ( İlk kitap ; Sincap ) Kağıt parayı elinde tutarak onun hikayesini çözen Salih , ve Salih’in emanetinin peşine düşen Rukas. Rukas’ın bir hikayesi var zaten , ama Salih’in hikayesini tüm bir mahalle halkı anlatıyor. Hangisi gerçek siz karar veriyorsunuz .Sincap kitabından daha çok sevdim bunu.

İsmail Güzelsoy , Iğdır’lı ve Azeri . Okuduğum diğer kitapları genelde , Iğdır ve Kars yöresinde geçiyor , benim büyüdüğüm topraklarda , bol kar kıyamet içinde . Bu seferde yaklaşık olarak 16 yıldır yaşadığım Sarıyer ve çevresini anlatmış. Kitapları her okuduğumda bildiğim yerler olduğundan , kitabı kafamda canlandırdığımda daha çok eğleniyorum.

Şu Neflix’teki Perfume dizisini bitirdim. Hikaye güzeldi , ama aşırı durgun , durağan, sanırsın Nuri Bilge filmi. Hiç şikayet edemem , ben sevdim ama sevmeyenler olabilir.

Ay bu kadar sıkıcı günlerin içinde cancağzım geldi İstanbul’a . Yeni kitabı Kırmızı Kedi yayınlarından çıktı ; Nefha .  Henüz okumadım , çok özlemişim hemen okuyup bitirmek istemiyorum.  Beşiktaş’ta Minoa diye bir cafe . Yine Sezgin Abi sayesinde tanıdığım Can Anar’ın mekanı. Hem yeni basımlar , hem eski kitaplar satılıyor aynı zamanda ufak bir cafe . Çok keyifli bir yer valla . Fiyatları da çok uygun. Üst katında söyleşi yapmak için bir yer var . Ağzına kadar doldu taştı. Sanatçılar , oyuncular , gazeteciler falan gelmişti. Benim Sezgin Abi sayesinde tanıdığım ufak bir arkadaş grubum var , onları görmekte iyi geldi. Ankara’da kendisine sık sık gelip , evde yaşayan 14 çocuğu seveceğimi söyledim , pek bir sevindi yada sevinmiş gibi yaptı bilemiyorum.

Ayh böyle işte. Başka bir şey yapmadım.



İyi misiniz  ?

11 Ocak 2019 Cuma

Diziler - Filmler


Geçenlerde şu filmi izledim . Project Lazarus orijinal adı ama çevirirken Diriliş Projesi olarak çevrilmiş. Beyninde olan bir kanserden dolayı çok az vakti kaldığını öğrenen bir adam , tam ölmeye hazırlanırken kendini 70 yıl sonra uyanmak üzere  bir projeye veriyor. Hem 70 yıl sonra uyandığındaki yaşamı anlatıyor, hem de buna nasıl karar verdiğini. Arada kalma hissi sanırım filmde anlatılan , ama beni sanırım en çok hiçbir şeyin bizim kontrolümüzde olmadığı duygusu yakaladı. Devasa efektler olmadan bilim – kurgu film olabiliyormuş. Sevdim , fena değildi.

Bir yerlerden önerisine denk geldiğim Madame filmi vardı. Hizmetçi filmi , bir akşam masada 13 misafir olmasın aman uğursuzluk getirir diye , evin hizmetçisi 14. Misafir olarak masaya oturur. Ve olaylar gelişir. Sanırım sınıf farkından dem vurmak istemiş , ama ben bu fikri anlamak için zorladım kendimi. Çok sevmedim açıkçası izlenmese bile olur .


                            


Netflix’te , You diye bir dizi vardı onu bitirdim bir de . Ay çok sevdim bunu ama . Aynı isimli bir kitapta varmış. Kitapçıda çalışan bir oğlan var , bir gün kızımız kitap almaya girdiğinde çocuk bu sarışın ve havalı kıza aşık olur. Stalklama nedir ? Nasıl yapılır ? Bu soruların hakkıyla cevabını vererek ,kızımızın hayatına dahil oluyor . Karakterler bence gerçekçiydi , gerilimi de dozundaydı. 10 bölüm sanırım hiç sıkılmadım izlerken . 2. Sezon devam eder mi bilmiyorum ama ilk sezonu için yorumum ; olmuş bu. Bu da fragmanı , bence şans verilebilir.



Sonra da ; Perfume dizisine başladım. Yine bir gizem , bir cinayet , karanlık puslu bir yer .Ay nasıl seviyorum böyle şeyleri .Henüz 3 bölüm izledim ama sanırım şu gizem , cinayet dizilerine en çok Almanca yakışıyor. Onlar öyle gergin gergin konuştukça , “ tamam çözmeyin boşverin” diyesim geliyor . Liseden beri arkadaş olan 6 kişinin , biri ter bezleri oyulmuş ve saçları kesilmiş bir vaziyette evinin havuzunda ölü bulunur. Sonra da çarpık ilişkiler kurbanı dedektif kızımız ve savcımız bu cinayeti araştırır. 

Varsa böyle dizi – film önerileri söylesenize .
Öpüyorum .

10 Ocak 2019 Perşembe

Minimalizim


Geçen sene merak ettiğim , okuduğum araştırdığım bir trend var : Minimalizm. Aslında trend demek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben araştırmaya başladıktan sonra etrafta bununla ilgili çok fazla şey gördüm , bu akıma gönlünü kaptırmış insanlarla karşılaştım.

Ben de okudukça fark ettim ki , akım olduğunu duymadan ben de aynı şeyleri yapıyormuşum. Bir eşyaya , bir ürüne ihtiyacım olmadan almıyorum , aldığım ürünlerin sadece amacına hizmet etmesine dikkat ediyorum . 
Örneğin ; bu aralar beyaz eşya baktığımdan dolayı oradan gideyim , çamaşır makinesi mesela , piyasaya göre uygun fiyatlı bir tane buldum , 4 tane programı var , deterjanını koyunca çamaşırı yıkıyor ve sıkıyor. Bunun fiyatının 3 katına , +5 özellikli makinelerde var, o özelliklere baktığında asla ve asla kullanmayacağım şeyler. Ve almak mantıklı gelmiyor , almıyorum.

Kıyafette , %100 pamuk olan ürünleri , ve yerli üretimleri almaya çalışıyorum. Yine onları da ihtiyacım olmadan almıyorum. Kozmetik zaten deli gibi kullandığım bir şey değil , bir saç köpüğü düzenli kullanırdım , ki çok çok pahalı bence , temiz içerikli bir ürün almak istediğinizde fiyat neredeyse bir mutfak alışverişi ile aynı paraya denk geliyor . Saçlarımı kestirerek çözüm bulduğumu düşünüyorum. ,

Bazı şeylere para harcamak canımı sıkıyor , mesela saç köpüğü , mesela kozmetik , mesela ev eşyaları. İstifçilik diye bir şey var bir de , her şeyi fazla fazla almak ve kesinllikle ihtiyacın olmayan ürünü atmamak gibi bir şey. Az buçuk istifçi sayılabilirim , çünkü Türkiye’de yaşıyorum , ve her şeye her an zam gelebiliyor , sürekli kullanılan ve tüketilen ürünlerden indirimde gördüğümde biraz fazla aldığım doğru  ama ihtiyacımın kalmadığı ürünü elden çıkarıyorum . Başka ihtiyaç sahibine veya kullanılmayacak durumdaysa geri dönüşüm vb. yerlere gönderiyorum .

Gittiğim spor salonu tadilat yaptığı için 3 katına çıkardı fiyatları , ve affedersiniz ama bok gibi bir salon oldu. Ben de evdeki spor aletlerimle devam ediyorum , kaldı ki evde küçük bir spor salonum var. Sadece yeni mata ihtiyacım var , neyse bu parçalanana kadar kullanmaya devam edeceğim.

Ay bir de mamalar var , iş yerimin önündeki çocuklar var , onlara düzenli mama alıp iş yerinde tutuyorum ve her gün öğlen buluşup hem mama yiyoruz ,hem de oynaşıyoruz. Gören birkaç arkadaşım para yardımı yapmak istediler , nazlanmadan kabul ettim . Böyle daha çok çocuğa mama aldım.

Ama kaldı ki bazı şeylere para harcarken de gözüme perde iniyor , mesela kitaplar , ki artık çok pahalı ama yine de tutamıyorum kendimi. Alıp okuyorum ama öyle kitaplığa dekor niyetine koymuyorum. Bu konuda minimalist olamıyorum , mantığım orada çalışmıyor ( Bence çalışıyor ) Ve evet kitaplarımı biriktiriyorum kimseye vermiyorum , henüz “elden çıkarmak istediğim kitaplar listesi” yapacağım bir kitaplığım yok , belki olabilir ileride bilmiyorum.

Mesela zam gelmesine rağmen tiyatro ve sinemaya para veriyorum halen daha , ama mısıra vermiyorum. ( O parayla , patlamamış mısır alıp , 6 ay boyunca mısır patlağı yiyebilirim ben , yaşasın küçük hesaplar ! ) Ne zaman protesto edip , gitmiyorum oyuna falan moduna girerim bilmiyorum. Ama benim hayattaki en büyük zevkim.

Şimdi 2019 hazır yeni başlamışken , hayatımdan gereksiz ne çıkarabilirim diye düşünüyorum. ( Kitaplarım olmaz , asla olmaz dokunamam kitaplarıma )

Neyse çok uzattım ,neden yazdım , yazıyı nereye bağlayacağım onu da bilmiyorum . Sadece sabah Minimalist olmaya karar vermiş biri kitaplarını bağışlıyordu onu görünce sanırım gaza geldim . Mİnimalist olmak kitaplardan başlamıyor , hayatına sen nasıl ve ne kadar uygularsan oradan başlıyor demek istedim .

Öperim hepinizi.

2 Ocak 2019 Çarşamba

Yıl Dökümü

Bir ton şey yazmayı planlamıştım ama araya hep bir yoğunluk girdi ve yapamadım , kısmet 2018 değerlendirmesi yaparken yazmakmış .

2017 yılından güzel bir zor , engebeli ama yine de güzel geçmişti , Kendisiyle ilişkimiz fena değildi.2018 yılına da 2017'yi aratmasın diye beklemiştim.
Ama 2018 beklediğimden iyi geldi. İlaç gibi geldi hatta . Arada sıkıntılar , vefatlar , ameliyatlar oldu ama yine de sevdim kendisini.

Öncellikle 2018 yılında yaşadığım en güzel şey , aşık oldum . :) Gerçekten hiç beklemediğim bir anda oldu. Hani umudumu kaybetmiştim falan değil , bunun umut edilecek bir şey olmadığını düşünüyordum, bir anda oldu.

Toplam 50 kitap okumuşum. Çok iyi bir rakam değil Ama iş hengamesi içinde ancak bu kadar oldu. En sevdiklerim ; Margaret Atwood - Kör Suikastçi , İsmail Güzelsoy - Değmez , ve Ayfer Tunç- Aşıklar Delidir oldu.

En sevdiğim dizi , The Handmaid's Tale ve Mad Men oldu , sanırım Elizabeth Moss kaynaklı bir torpil geçiyorum.

Bu sene tek festival filmine gidemedim , sinema anlamında da güzel filmler izledim ama eski olmasına rağmen en sevdiklerim ; Jagten ve Split oldu .

Hayatımın en güzel tatilini bu sene yaşadım.

Ehliyet aldım , az az , yarım yamalak araba kullanmaya başladım.

Gebeş gebeş yattım yılın çoğu kısmında , spor yapmaya üşendim . Tam bir gayret " yaparım artık" dedim , hızımı aldım gayet iyi durumdayken de ameliyat oldum , gebeş gebeş yatma kısmını halen daha devam ettiriyorum. Zaten bir kaç ay içinde de Ankara'ya taşınacağım içinde yeni bir spor salonuna gerek duymuyorum.

En çok seçim gecesi üzüldüm yalan yok.

Galiba hırsımı en çok bu sene yendim ben , zaten oldum olası çok hırslı biri sayılmam ama yaptığım her şey yarım yarım kaldı. Yine de bu his beni rahatsız etmedi. Yarım bıraktığım kitaplar , filmler , diziler oldu . Bazı yolculuklara çıkmayı sonraya bıraktım , evlenmeye çalıştım baktım daralıyorum 2019'a bıraktım.

2018 muhasebesi sanırım üstteki maddelere denk geliyor , yetişme , hızlanma paniğini bırakınca bir şeyler daha güzel oldu.

2019 için beklediğim hiç bir şey yok aslında şahsi olarak . Kendimden beklediğim ise kıçımı kaldırıp nikah işlemlerine başlamam lazım , kıçımı kaldırıp nakliye şirketi bulmam lazım ve bir de spor yapmam lazım. Biraz daha kitap okumam lazım. Daha fazla izlemem ve öğrenmem gerekiyor . Fakat elimden bu kadar geldiği için kendimi suçlu hissetmeyeceğim . Bunlar benim elimde olduğu için 2019'dan beklenti kısmına yazmam doğru olmaz.

Lakin  2019 yine hatırlamamız veya hatırladığımızda boğazımıza oturacak anılar bırakacak geride biliyorum. Yine de ; sokakta yaşayan , çöplerden mama karıştıran , kara gözlü , kara veya sarı tüylü çocuklara iyi davranılsın istiyorum. Barış , kadın şiddeti , çocuk istismarları gibi konular bile temenni olmaktan çıkıp , çözüm bulunması gereken  şeyler kısmına giriyor bence.

E tabi bir de bu sene ve önümüzdeki 10 sene boyunca şu çocuk bana kuyruk sallamaya devam etsin istiyorum.

Hepinize iyi seneler




10 Aralık 2018 Pazartesi

10.12.2018

Ay ne yapıyorsunuz ?

Yine ne yazacağımdan zerre haberim yok ama başladık bir kere . 

Tüm haftayı nasıl yedim anlatamam . Bir akşam kaçamak yaptım halen daha üstümde etkileri geçmedi. Demek ki neymiş bünyen 2 yıl önceki gibi değil , yok öyle hafta içi deli gibi içip sonra normal hayata devam etmek. Ki bu hafta içi yapılan kaçamakta öyle deli gibi falan da içmedim.

Cumartesi günü V. ile beraber Gölcük'e gittim akraba ziyareti kapsamında. Kuzenler , halam ve babaannem neşeli insanlar bütün gece oturduk , Pazar sabah erkenden de İstanbul'a döndüm. Uykusuzluktan infilak etmek üzere bedenim. Yapmam gereken hiç bir şeyi yapmadım bu hafta ancak Pazar öğleden sonra kendime bakım yaparak günü geçirdim. 

Gitmeden bir gün önce ve yolda Nihan Kaya'nın - Gizli Özne kitabını okudum. Kendisinin daha önce Kırgınlık kitabını okumuştum , Gizli  Özne'de zaten 2003 yılına ait bir kitap. Bihter ve Revna diye iki kadının içi dolu kahve fincanın kırılması ile ortalığa saçılan kahve kokusu üzerine , iç dünyalarına yaptıkları bir yolculuk. Aslında ilk defa karşılaşan kadınların , yıllar önce birbirlerinin hayatına nasıl değdikleri. Tahmin ettiğim , " kesin böyle olmuştur" dediğim hiç bir şeyi açıklamadı kitap bana . Öyle olunca da sonu biraz açık kaldı. Yine de psikolojik kitap sevenler için tavsiye edebilirim. 

Ne dizi , ne film izledim bu hafta .Aşağıdaki şarkıyı ve benzerlerini açıp bol bol bir şeyler okudum. 

Spotify 2018 yılı içinde en çok dinlediğim listeyi gönderdi. Türkçe en çok Müslüm Gürses -Affet ve Muhtelif Kardeş Türküler dinlemişim . Onun dışında da Michelle Gurevich , bilumum Yunan şarkıları ve bol bol Türk Sanat Müziği. 

Detaylı 2018 dökümü ay sonuna doğru yaparım herhalde müzik konusunda da orada irdelerim. 

Hiç bir şeye çemkiresim yok şu anda . Doğal olarak başka bir şey de yazamıyorum. 

Hepinizi öperim